• Berkay Çakıbey

Yazar Mehmet Berk Yaltırık "Son Gulyabani" ile Röportaj


Kendinizden bahseder misiniz? Çocukluğunuz, gençliğiniz, öğrenim hayatınız nasıl geçti?


Tarih okumayı, hayal kurmayı, yazmayı, yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum. Hayatımı ilgi alanlarım ve merakımın şekillendirdiğini söyleyebilirim. Bir yandan Reşad Ekrem Koçu gibi kalemlerden tarihi hikâyeler okumak, diğer yandan da büyüklerimden dinlediğim hikâyelerin, korkulu memoratların yanı sıra doksanlı yıllarda televizyondaki korku filmi kuşaklarını takip etmek erken yaşlarda istikametimi belirledi biraz. Okulla pek aram yoktu ama okumaya, yazmaya hep merakım vardı. Öykü ve roman yazmak o yıllarda benim için hayaldi. Tiyatroya yönelmek istiyordum ama pek mümkün olmadı. Yine de ta üniversiteye kadar bir şekilde tiyatro topluluklarının faaliyetlerine katıldım. Okumayı sevdiğim türler de yine çocukluğumda, öğrenciliğimde şekillendi büyük oranda. Tarihi konuların yanı sıra korku edebiyatı, fantastik kurgu, efsaneler, menkıbeler ve farklı türlerdeki başlıklar da dönem dönem ilgimi çekmeye başladı, okuduğum her eser farklı bir ilgi alanının kapılarını araladı. Sislerin Vampirleri ve Yüzüklerin Efendisi, fantastik kurguya merakımı arttırdı. Hürriyet gazetesinin Tarih eki çıkıyordu lise senelerimde, o da yeni yeni konulara ilgi duymamı sağladı. Dayım uluslararası ilişkiler bölümü öğrencisiydi, onun okuduğu kitaplarla yakın tarih ve istihbarat tarihi konularında da okumaya başladım. Yine aynı dönem kabadayılar ve mafya tarihi üzerine de okumaya başladım rastladığım kitaplardan. Farklı türler okuyup yeni ilgi alanlarına kapı araladıkça zihnimde hiçbir zaman patırtı eksik olmadı. Lisans dahil tüm eğitimimi tarih üzerine gerçekleştirip bir şekilde hem tarihi hem yazma tutkumu işlerimin, hayatımın ortasında tutmayı becerebildim zannediyorum.


Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi bu dipsiz kuyuya ne çekti?


Yazmaya merakım öğrencilik yıllarımdan beri vardı. İlk başlarda hayaldi ama kısa hikâye parçaları, taslakları, günlükler, notlar şeklinde biriken, onca okuma ve kurulan onca hayalin neticesi olarak defterlere, kâğıtlara dökülen dizginleyemediğim bir tutkuydu. Uzunca bir süre hayal olarak kaldı. 2006 gibi bazı internet makaleleri kaleme alabilmiştim ama asıl yazmak istediğim kurgu eserlerdi, pek cesaret bulamıyordum. Tarihi hikâyelerle korku anlatılarını kendimce harmanlayıp arkadaş arasında, muhabbetlerde vs. anlatırdım eğlence olsun diye. Arkadaş zoruyla 2009 yazında blog açıp bazı yazılarımı paylaşmaya başlayınca hayatımda yeni bir sayfa açıldı. Önce e-dergi ve internet sitelerinde, fanzinlerde öykülerim çıkmaya başladı. Sonra basılı öykü seçkilerine öykü göndermeye başladım. En son romanlar yazarken buldum kendimi. İşte son 12 senemin serencamı.


Yazmaktaki amacınız nedir? Yazarken neyi hedefliyorsunuz?


Zihnimdekileri kâğıt üzerinde görmeyi seviyorum sanırım. Yıllardan beri değişmeyen hedeflerim hep daha iyi, bir önceki yazdıklarımdan farklı, beni bir sonraki paragrafı yazmaya, okuru da merakla okumaya sevk edecek metinler kaleme almak. Yazdığım her öykü, her roman kendime koyduğum yeni bir hedef, meydan okuma. Yazarken kendi kendime konuşup tartıştığım, hayalden hayale savrulduğum, vaktin nasıl geçtiğini fark etmediğim bir serüven söz konusu âdeta. Sevmeseydim kendi isteğimle saatlerimi, yıllarımı dört duvar arasında, masa başında oturarak geçirmezdim muhtemelen.


Neden tarihçi olmaya karar verdiniz? Tarih ile aranızda nasıl bir bağ var?


Nostalji merakı ve geçmişte nasıl yaşandığını bilme hissiyle alakalı zannediyorum. Kendimi bildim bileli sokakta rastladığım eski evler, camiler, hamamlar, müzelerde hatta antikacılarda denk geldiğim eşyalar bile bana hep hayal kurdurup eski insanların siluetlerini kurgulamaya sevk etmiştir. Oradan geçenleri, o eşyanın yaşadıklarını hayal etmişimdir hep. Sanırım bu ilgiyle alakalı olarak tarihi anlatılarla bir bağ kurmaya başladım. En iyi bilip okuduğum konuları, başlıkları bile tekrar tekrar okumayı seviyorum.


Neden korku türünde yazıyorsunuz? Sizi korkuya, karanlığa bu denli iten şey nedir?


Yazmadan önce de korku hikâyeleri anlatmayı seviyordum. Korkulu, fantastik anlatıları hikayeleştirmeyi, bunları tarihi bir arka plan içerisinde yazıya dökmeyi de sevmeye başladım. Doksanlı yıllarda televizyonlardaki korku filmi kuşakları, Saadettin Teksoy Görevde, Sınır Ötesi, Ufo Gerçeği, Üçüncü Göz gibi paranormal konulara da değinen televizyon programları, dedem, anneannem ve babaannem başta olmak üzere büyüklerden dinlediğim korkulu memoratlar (anlatılar), inanışlar, denk geldiğim efsane ve rivayetler hep bu korkuya, okült ve paranormal konulara, folklora olan ilgimi besledi çocukluğumda. Hikâye kurgulamayı, anlatmayı seviyordum ve buna muhakkak fantastik detaylar, korku unsurları ekleniyordu. Belki de o yıllarda çeviri haricinde kendi kültürümüzden korku edebiyatı örnekleri bulamayışım, bunun eksikliği yazmaya sevk etti biraz da. 2002 gibi internette açılan yerli sitelerdeki korku ve fantastik öyküleri keşfedince bu ilgim daha da derinleşti. Her hafta internet kafelere oyun oynamak haricinde sırf o sitelerde, forumlarda yeni yazılar paylaşılmış mı diye kontrol ederdim. Lostlibrary, Kayıp Dünya, Kan Güncesi, Xasiork, Periliev.org, Yüzüklerin Efendisi.com, efsaneler.com vs. 2003 yaz sonuna doğru Aktüel dergisinde bir yazı dosyayı yer almıştı: “Türkiye Gerilim Kuşağında” başlığıyla. Orkun Uçar ve Xasiork yazarlarıyla röportajlar yer alıyordu, hazırladıkları yeni kitap çalışmalarını anlatıyorlardı. O internet siteleri Türkiye’de korku edebiyatımızda önemli bir kilometre taşıdır. Yerli kurguların görünürlüğü açısından hayli kıymetlidir. O haber dosyasını hala saklıyorum. İlk gördüğümde beni hayal etmekle yetinmeyip yazmaya teşvik etmişti. Bir ara vazgeçer gibi oldum ama 2006’da Anadolu Korku Öyküleri seçkisi yayımlanınca, “Ben de böyle kitaplar yazabilirim, basılabilir, insanlara ulaşabilir” diye umutlanmıştım. Yine dosyalarda kalacak bir yazı taslakları devrinin akabinde 2009’da kendi bloğumu açıp düzenli yazmaya başlayınca bu arayışım, ilgi alanım bir zemine kavuştu. Artık sürekli korku yazmak için her gün yeni bir şevk sebebi buluyorum, okurlar yeni kitap beklediklerini söylüyorlar, yayınlarımı izleyenler yeni hikayelerimi dinlemek istediklerini belirtiyorlar.


İlk kitabınızı çıkartıp, elinize aldığınız an neler hissettiniz? Sizin için bir "Tamam" noktası mıydı? Yoksa "Devam" noktası mıydı?


Kesinlikle bir devam noktası. İlk basılı öykümün yer aldığı “Anadolu Korku Öyküleri-2”yi elime aldığım zaman hiç aklımdan çıkmaz. 2013’te Galip Dursun ağabeyle telefonla konuşurken Anadolu Korku Öyküleri’nin ikinci cildini hazırlamaya başladıklarını, benim de bir öykümle aralarına katılıp katılmayacağını sorduğunda soluğum kesilmişti. 2006 gibi henüz yazmazken okuduğumda beni şevke getiren, hatta “bunun devamı da olsa, ben de yazsam” diye hayal kurduğum “Anadolu Korku Öyküleri”nde yer alacaktım ve bünyesinde bulunduğum ilk basılı çalışmam olacaktı. 2013 TÜYAP kitap fuarında Bilgi Yayınevi standındaki imza günümüzde ilk kez dokunduğumda tarif edemeyeceğim bir mutluluk yaşamıştım. Aynı mutluluğu ilk romanım “Yedikuleli Mansur” 2017’de İthaki Yayınları’ndan basıldığında da yaşadım, yine çifte sevinç söz konusuydu. İlk basılı romanımdı ve yıllarca fantastik, korku çevirilerini, eserlerini bizlerle buluşturmuş, okuyucusu ve takipçisi olduğum bir yayınevinden çıkmıştı. Her ikisinde de hep “devam” dedim. Daha farklısını yazmak, okura kavuşturmak için bir iştiyak olarak gördüm.


Lakabınız "Son Gulyabani" hakkında ne düşünüyorsunuz? Memnun musunuz? Hiç oturup, “Şu olsa daha hoş olurdu,” dediğiniz, istediğiniz bir lakap var mıydı?


Memnun olmasam senelerden beri kullanmazdım. Hikâyelerimi gönderirken kullandığım bir mahlas iken lakap haline geldi, herkes böyle tanıdı. Son Gulyabani namı ile maruf ve mağrurum desem yeridir. Ta mahalle senelerimden, arka bahçelerde, parklarda arkadaşlarıma hikayeler anlattığım senelerin yadigarıdır.


Türk fantastik ve korku türü yazıları/kitapları hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Nedir, nasıl olmalıdır? Beğeniyor musunuz?


Özgün, kendi mecrasını bulmuş her metin beni bir okuyucu olarak sevindirdiği gibi, yazmaya da sevk ediyor, ilham ve fikir veriyor. Bazen de sırf keyfine okuduğum oluyor. Yazana ve okuyana yazma-okuma sürecinde vaktin nasıl geçtiğini unutturuyorsa kâfi bence. Bunda tarzın özgünlüğü kadar dilin de yetkin kullanımı, dublaj Türkçesi gibi yapay gelmemesi gibi unsurlar etkili. Amatör kalemlerden de, bilinen yazarlardan da takip ettiklerim, beğendiklerim var. Yeni eserler yazmasını merakla beklediklerim var.


Yeni yazarlara, özellikle de korku alanında ilerlemek isteyenlere birkaç tavsiye verir misiniz? Sizce yazmak olsun, yayımlamak olsun, nasıl bir yol izlenmeli?


Yeni kalemleri, yeni çalışmaları keşfetmekten korkmasınlar, yeni atılımları cesaretlendirsinler, çeviriler ile birlikte kendi edebiyat çevrelerinde basılı alanda ve amatör alanda neler yazılıyor, hangi üsluplar deneniyor, kendilerinden öncekiler neler yazmış ve emsalleri neler yazıyor takip etsinler diyebilirim. Bazı yeni kalemlerde tanınırlık ve popülarite kaygısı yazının önüne geçebiliyor. Bu heyecanı anlayabiliyorum ama sanıldığı gibi ünlü bir isim sizden bahsedince, eserinizi sosyal medyada paylaşınca değil, ilk etapta yazdıklarınızı okutabilip bir çekirdek okur grubunuz varsa fark edilebiliyorsunuz. O zaman tüm bu destekler hedefine ulaşıyor. Kendi emsalleriyle, yeni kalemlerle okuma grupları oluşturup yahut en azından başkalarına göndererek eleştiriler almaları da hayli önemli. Eleştiri yazar için hayati önemdedir. Bazen ne yapılması gerektiğine işaret eder, bazen de “iyi ki de böyle yapmışım” diyerek neyi yapmayacağını gösterir. Yayınlama safhasına gelince; hiç vazgeçmesinler, ne yazmaktan ne de dosya göndermekten. Belki doksan dokuz defa reddedilir de yüzüncüye kabul edilir. Maalesef yayınevleri belli kaygılardan ötürü popülerlik, belirgin bir kitle vs. olmadıkça yeni kalemleri basmaya cesaret edemeyebiliyorlar ama yeni isimleri kabule açık birilerine de denk gelmeleri olası. Okurlar alıştıkları isimler haricini okumama eğiliminde. O yüzden ilk hikayede bir sonuç beklemek yerine sürekli yazmak, farklı okur kitleleriyle buluşmak, yazılanları eleştiri ve değerlendirme süzgeçlerinden geçirmek gerek.


Okuyucu kitleniz hakkında söylemek istediğiniz bir şeyler var mıdır? Kitlenizden memnun musunuz, yeterli görüyor musunuz?


Kesinlikle yeterli görüyorum. Belki ileride daha çok kişi okur ama şu haliyle bile her zaman yeni çalışmalarımı soran, eserlerimi basılı olsun internette olsun takip eden, yayınlarımı izleyen, arkadaşlarına tavsiye eden, 12 yıllık maceramın hasılası kıymetli bir okur kitlem, grubum var. Onların kıymetli desteklerini ve sevgilerini her zaman hissediyorum.


Son birkaç cümle alabilir miyiz? Değerli okuyuculara ne söylemek istersiniz?


İki şey söylemek isterim. Birincisi, yeni kitapları ve yazarları keşfetmeye açık olmalarını diliyorum. İkincisi de, sosyal medyada zaman zaman duyurduğum üzere Twitch’teki canlı yayınlarımı ve bu yayınların kayıtlarının yer aldığı YouTube kanalımı ziyaret edebilirler.


176 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör