• Bora Keskin

We Were Soldiers (Bir Zamanlar Askerdik)

Bir Zamanlar Askerdik, başrolünde Mel Gibson'ın oynadığı, yönetmenliğini Randall Wallace'in üstlendiği, Vietnam Savaşı'nı konu alan 2002 yapımı savaş filmidir. Film, bu savaşta çarpışmış emekli Albay Hal Moore ve yine aynı savaşta görev yapmış gazeteci Joseph L. Galloway'in birlikte kaleme aldığı "We Were Soldiers Once...And Young" (Bir Zamanlar Askerdik...Gençtik) isimli kitaptan uyarlanmıştır. Filmde Vietnam savaşı sırasında 14 Kasım 1965'te gerçekleşen, Ia Drang Vadisi'nde geçen kanlı çarpışma anlatılıyor. Kısa açıklamayı yaptığımıza göre gelin sizlerle ilk önce filmde nelerin konu alındığını, sonrasında da neleri beğenip neleri beğenmediğimi anlatayım.


Konusu

Film Albay Hal Moore'un (diğer adıyla insanlık tarihinde ileri geri gidip her dönemde savaşabilen Mel Gibson) Vietnam'a gönderilmek üzere seçilmesiyle başlar. Savaşın "ucuz yollu" yapılacağını dönemin başkanı Lyndon B. Johnson'dan öğrenen Hal Moore birliğindeki en iyi askerlerinden mahrum kalacağını anlayıp kederlenir. Tabi bu kederli hali Vietnam'a gitmeden önceki akşam düzenlenen subay partisinde biraz da olsa dağılır. Üstleriyle konuşan Hal, bir silleyi de biriminin adının 1. Tabur/ 7. Süvari Alayı olacağını öğrendiğinde yer. (7. Süvari Alayı 19. yüzyılda General George Custer tarafından Little Bighorn savaşında kumanda edilirken etrafı sarılıp katledilen birliktir.)


Hal, Vietnam için ayrılmadan önce birliğine şu unutulmayan konuşmayı yapar, "Etrafınıza bakın, 7. Süvari'de Ukraynalı bir yüzbaşımız, Puerto Ricolu başka bir yüzbaşımız, Japonlarımız, Çinlilerimiz, Siyahilerimiz, İspanyollarımız, Hintlilerimiz, Yahudilerimiz ve 'Gentile'larımız (Yahudilere göre Hristiyan kişiler, gavur anlamı taşır) var. Tamamı Amerikan. Şimdi burada, Birleşik Devletlerde bazılarınız ırk ve inançlarınızdan dolayı ayrıma maruz kalabilir, ama şimdi ben ve sizler için bunların hepsi geride kaldı. Birlikte ölüm vadisine ilerliyoruz ve hepiniz yanınızdaki adamın arkasını kollayacaksınız, tıpkı yanınızdaki adamın da sizin için yapacağı gibi. Bunu yaparken de yanınızdaki adamın ten rengini, inancını, ırkını umursamayacaksınız. Durumu iyi anlayın, güçlü ve kararlı bir düşmana karşı savaşmaya gidiyoruz. Hepinizi sağ çıkaracağıma dair söz veremem ama şunu yemin edebilirim: Sahaya ilk ayak basan ve son ayrılan ben olacağım. Ve kimseyi arkada bırakmayacağım, ölü ya da diri, eve birlikte döneceğiz. Tanrı bizimle olsun."


Ekim 1965'te Vietnam'a varan Hal'a bir Amerikan üssünün saldırıya uğradığı, bu yüzden 395 adamıyla bu boyutu bilinmeyen Vietnam birliğinin peşine düşmesi gerektiği söylenir. Aslında boyutu bilinmeyen Vietnam birliği bir Vietnam bölüğüdür ve güçlü bir savunma pozisyonuna konuşlanmıştır. (Hal'ın taburu 395 kişiyken Vietnam bölüğü yaklaşık 4000 kişidir ve savunma avantajı ellerindedir.)


Teğmenlerden birinin tuzağa çekilmesiyle pusuya düşüp ağır kayıplar veren tabur, topçu ateşi ve hava desteğiyle uğradıkları saldırıyı püskürtürler ve yeniden toplanıp alanı güvence altına alırlar. Ancak mühimmatları neredeyse bitmiştir ve karşılarında çıkmaları gereken bir tepe, tepenin üstünde ise mutlak ölümleri olacak makinalı tüfek pozisyonları vardır. Artık "vatan millet Sakarya" durumunda olan Hal, adamlarını toplayıp delicesine mevziye saldırır. Tam da, "Bu sefer nalları kesin diktiler," diyeceğiniz anda Amerikan helikopterleri ortaya çıkar ve tozu dumana katarlar.


Çarpışma kazanıldıktan ve -ölü ya da diri- askerlerinin helikopterlere yüklenmesini izledikten sonra sahada son kişi olarak duran Hal, savaş alanına son bir bakış atıp kendisi de helikoptere binerek alandan ayrılır.


Artılar:


+ Mel Gibson her yerde olduğu gibi Vietnam'da da savaşıyor.


+ Vietnam savaşına fazla para harcanmadığı güzel işlenmiş.


+ Kumandan olarak son hamlesi dışında, Hal taktiksel olarak iyi iş çıkarıyor.


+ Filmin başındaki Fransız ordusu sahnesi ekstradan güzel olmuş.


Eksiler:


- Son saldırı, evet o psikolojide mümkün olabilir, ama içinde bir gram mantık yok.

54 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Ruh Adam