• Afşin Çakıcı

Usta ve Margarita

Merhabalar sevgili okur. Bu yazımızda Rus klasiklerinin hem eğlenceli hem de düşündüren eseri Usta ve Margarita üzerine konuşacağız. Rus klasiklerinin çoğu ciddidir, kasvetlidir ve insan ruhunun karanlığındaki korkularla doludur. Lakin Usta ve Margarita öyle güzel işlenmiş ki bu düşünceniz yerle bir oluyor adeta. Kitap üzerine araştırmalar yaparken bu güzel eseri okuyup da evlenen insanları gördüm. Açıkçası böyle bir şey çok mümkün olmaz ama demek ki binde bir de olsa denk geliyormuş.


Usta ve Margarita, ister kıvraklığından ister yer yer sadece komik ve saçma olmasından dolayı okuyanın soluğunu kesiyor. Tolstoy’u anlamak için biraz Rus olmak lazım diye düşünebilirsiniz. Mihail Bulgakov’u anlamak için ise espri anlayışınızın olması gayet yeterli. Mihail Bulgakov'un komedisi tüm dünyaya. 1930’larda yazılmasına rağmen 1960'lı yıllara kadar yayımlanmayan Usta ve Margarita şaşırtıcı derecede özgün bir sanat eseri. Onun kadar acayip olan çok az kitap vardır. Şeytan yani Woland, konuşan dev kedi (tam manasıyla domuz kadardır), cadı ve patlak gözlü, seyrek sarı dişli bir katilden oluşan ekibini de yanına alarak Moskova’ya gelir.


Moskova edebiyatının seçkinlerini hedef almış gibi görünüyorlardır. Woland, Moskova’nın en önemli yazarlar birliğinin başkanı ve nüfuzlu bir dergi yöneticisi olan Berlioz ile karşılaşır (Kayısı suyu içip hıçkıran da Berlioz’du). Berlioz, Woland’ın Alman bir profesör olduğunu düşünür. Woland, Berlioz’un ölümünü önceden bildiğini gösteren bir hikâye anlatır ve lafını daha yeni bitirmişken yere dökülen biraz ayçiçeği yağı ve tramvayın neden olduğu akıllara ziyan bir kazada dergi yöneticisinin kafası kopar. Bunların hepsi ilk sayfalarda yaşanır. Üslubundaki hafiflik Usta ve Margarita’yı en güçlü kılan yanlardan biri. Edebiyatçıları harcayan, ucuz ama kaliteli bir espri anlayışı olan yazar.


Mihail Bulgakov, Woland’ın altını üstüne getirdiği karabasanvari topluluğu ciddiye almadan, onunla gerçeküstü yollarla uğraşarak da tehlikeli bir eleştiri örneği ortaya koyuyor ve kimsenin canını çıkarma gereği duymuyor. Karakterler neredeyse cehennem azabının canlı örnekleri gibiler ama başlarına gelen olayların komik ve eğlendirici olduğunu da asla gözden kaçırmıyorlar. Usta ve Margarita, gerek Sovyet sistemine getirdiği ağır eleştiri gerekse dini konulara dokundurması bakımından son derece karmaşık bir roman ama daha da iyisi kahkahalar attırarak esaslı bir iyimserlik dersi veriyor olması aslında bir Rus edebiyatı için en önemli özellik. İçine düştüğünüz kötü durumun komik yanını görmezseniz, hayatı hep ciddiye alırsanız zaten neyin anlamı kalır ki?


Muhail Bulgakov için hayat kocaman bir kozmik şaka. Bulgakov politik bir mesaj da veriyor tabii. Rus edebiyatı olur da politik şakalar olmaz mı? Ama bunu öyle ince öyle oyunbaz şekilde yapıyor ki karşınızdaki size nutuk atıyormuş gibi hissetmiyor. Stalin’i ve/veya Sovyet iktidarını şeytan aracılığıyla anlatıp biz okuyucuların kafasına öyle sert şekilde sokuyor ki ne olduğunu anlamadan zaten kitap bitiyor. Mihail Bulgakov’un anlatısı çoğu yerde trajik ve dokunaklı olsa da bu hisler ancak sonradan içinize çöküyor. Her şeyden önce Bulgakov’un tek umursadığı eğlence hissi uyandırmak.

Mihail Bulgakov Usta ve Margarita’yı bitirememekten korkuyordu ve bir taraftan da sağlığı gittikçe kötüleşiyordu. Uykusuzluk çektiğini, kendini halsiz hissettiğini 1934 tarihli bir mektupta arkadaşına şunları söylüyor: “Yalnızlık korkusu; şimdiye kadar hiç böyle berbat bir şey yaşamamıştım ya da bir başıma kalma korkusu desem daha doğru. Bu o kadar midemi bulandırıyor ki bir bacağımı kesmelerini tercih ederim.”


Böbreğindeki hastalık nedeniyle sürekli ağrı çekiyordu ama psikolojik işkence de hayliyle fazla. Sıklıkla başka ülkelerden çağrıldıysa da yetkililerin ülke dışına çıkması için ona izin vermeye hiç niyeti yoktu çünkü geri gelmemesinden çekiniyorlardı. Bunları yaşarken böyle esprili, parlak ve şakacı tonda bir roman yazması görülmemiş bir başarı. Mihail Bulgakov açıkça bizden iyiyi ve kötüyü, ışığı ve karanlığı düşünmemizi de istiyor. Bıktırıcı olmamak için de sözünü absürt mizahla harmanlama yoluna gidiyor.

Bu güzel eseri daha iyi anlamak için bence sakin bir kafa ile okumak ve o espri anlayışı aynı zamanda da o dönemin ciddiyeti ile okunmasını öneririm. Bu şekilde okunsun ki romandan daha güzel keyif alınsın.

Alıntılar:


"Tek, tek başıma, ben hep tek başınayım."

“Size inanıyorum!” dedi ve bakışlarını söndürdü. “İnanıyorum size!” Bu gözler yalan söylemez! Size, başlıca hatanızın insanların gözlerini önemsememek olduğunu kaç kez söyledim zaten. Şunu bilin ki, dil gerçeği gizleyebilir ama gözler asla!”

"Bir kere, her iktidarın insanlar üzerinde baskı yaptığını belirttim, bir gün ne Ceasar'ların ne de başkalarının iktidarı kalır, dedim. İnsanoğlu, gerçeğin ve adaletin egemen olduğu bir düzene kavuşur; o zaman hiçbir iktidarın gereği kalmaz."

32 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör