• Melih Taşcı

Stalingrad (1993)

Merhaba, sizinle bir savaş filmi paylaşmak istedim. Ancak bu film öyle klasikleşmiş Hollywood savaş filmlerine benzemez. Bu filmde çıldırmış, kana susamış Nazileri öldüren kahraman Amerikan askerleri yerine, savaş sırasında yorgun düşen bir Alman bölüğünü izliyoruz.


Filmin konusu adından da anlaşılacağı gibi Stalingrad Muharebesi. Tabii film sadece bu savaşı anlatmak ile kalmıyor, olayı anlatmak istediği felsefe ile harmanlıyor. Üstelik askerlerin neden savaştıklarını, motivasyonlarının ne olduğunu anlatırken aksiyon sahnelerinden ödün vermiyor.


Aksiyon sahnelerinin yerini felsefe ve vasıfsız askerlerin draması ile dolduran "The Thin Red Line" filminde olduğu gibi izleyiciyi sıkıntıdan patlatmıyor. Bunun yerine izleyiciye anlatmak istediği felsefeyi -aksiyon sahneleri dahil- her sahnede işliyor.


Filmin gerçekliğe verdiği önem sahnelerde yatıyor, Stalingrad Muharebesi'nde yaşanan çoğu olay filme değiştirilmeden eklenmiş. Yazının başında da değindiğim gibi filmde herhangi bir haklı taraf bulunmuyor. Ne Almanlar kötü, ne de Ruslar...


Haklı tarafın bulunmaması filmdeki kötünün olmadığı anlamına gelmiyor tabii ki. Ne kadar klişe olsa da gözlüklü, küstah SS subayı bu filmde de var. Filmin vizyon tarihini ele aldığımızda klişelerin klişeleşmesinden önce çıktığını varsayabiliriz. İyi film dediğimiz filmler bunu sıklıkla yaparlar.


Filmin konusu genel olarak bir bölük askerin etrafında gelişiyor. Bu askerlerin başında bir teğmen var, bu teğmen yanındaki alaylıların aksine bir mektepli ve tecrübesiz. Kendi mangasıyla Stalingrad'da birkaç fabrika ele geçirdikten sonra kanatların sarılması üzerine kendini mangasıyla beraber düşmanın çemberinde buluyor.


Yazının bundan sonraki kısmı sürpriz kaçırır, ona göre okumaya devam edin!


300 kişilik tümenden geriye 60 kişi kalıyor. Sovyetlerle girilen bir çatışmadan sonra teğmenin emriyle ölüleri toplamak için beyaz bayrak çekiliyor. Ancak ateşkes askeri mahkemece suç olarak bildirildiğinden teğmen ve mangası ihbar ediliyor.


Teğmen ve mangasındaki alman askerleri Sovyet sevicilikten dolayı ceza taburuna sevk ediliyor. Ceza taburunda ise Sovyetlerin döşemiş olduğu mayınlar temizleniyor. Mayın temizlemenin zor bir iş olduğundan ve dikkatsizliğin cezası ölüm olduğundan ceza taburu hız kesmeden mayınları temizliyor.


Söz verildiği gibi cezaların kalkmasını istiyorlar ancak tabur subayı buna izin vermiyor. Mangaya özgürlüklerini kazanmak için bir şans veriyor. O şansı kazanmanın tek yolu ise Sovyet tanklarını etkisiz hale getirmek.


Tanklar mucizevi manga tarafından yok ediliyor ve manga teğmenin önderliğinde rütbelerini geri kazanıyor.


Çok geçmeden almanlar geri çekilme kararı alıyor. Teğmene ise subaylar geri çekilirken orayı koruma görevi veriliyor. Bu da bir nevi intihar görevi.


Manga oracıkta terk ediliyor... Bazı manga üyeleri Almanya'ya giden uçağa yetişmek için firar ediyor ancak uçak onları alamadan kalkıp gidiyor. Onlar da mecbur dönüyorlar.


Erzaklar bir süre sonra bitiyor. Gökten atılan erzak kutularından birini bulup yağmalıyorlar. O sırada yağmayı fark eden Nazi subayı onları tehdit ediyor.


Nazi subayı atar gider yapıyor ve bu hatasını canıyla ödüyor. Ölmeden önce mangaya içi erzak dolu evinin konumunu söylemeyi de ihmal etmiyor.


Manga soğuk savaşın bitimine kadar yetecek erzakın bulunduğu o evi bulduğunda işler istenildiği gibi gitmiyor. İşin felsefe kısmı mantığa ağır basıyor... Mangadakiler, korkak gibi saklanmak yerine vatanları için savaşmayı tercih ediyor ve soğuğun içinde kaybolana dek yürüyorlar...


Tatil, sıcak ve hayat ile başlayan film,

Savaş, soğuk ve ölüm ile bitiyor...


69 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör