• Porti

Sınırlar

“Bence seni sevmem sana yaptığım kocaman bir sınır ihlali.”


Duyduğum cümlenin yükü kulaklarımdan kalbime inip kocaman bir yumru oluştururken gözlerimi okuduğum dergiden ayırmadım. Soğukkanlılığımı koruyarak konuşmasını bekledim fakat hiçbir cevap alamadım. “Nereden çıktı bu?”


“Baksana şu haline” dedi oturduğu tabureden kalkarak. “Benim için istifa ettin. Bununla da yetinmeyip yanı başıma taşındın. O işe, kim bilir o mevkiye erişebilmek için kaç yılını verdin. Her gün kravatını sımsıkı bağlayıp son model otomobiline binmek için nelerden vazgeçtin. O adam olabilmek için neleri feda ettin. Şimdiyse… Bilmiyorum Adnan. Sanki sen, sen değilmişsin gibi.”


Soğukkanlılığımı koruyamayacağımı anladığımdan dergiyi hızlıca oturduğum berjere fırlatıp ayağa kalktım. Ne saçmalıyorsun sabah sabah tarzında bir şeyler mırıldandım sanırım. Sinirden uğuldayan kulaklarım ve pompaladığı kanın beynime sıçradığını hissettiren kalbimin etkisiyle banyoya ilerledim. Ben tam içeri girecekken Asuman kapının önüne siper oldu.


“Böyle gidemezsin, konuşacağız.”


“Neyi konuşacağız Asuman? Ne oldu da bir anda bunları püskürür oldun? Söylesene, ne oldu? Üç aydır işsiz kalmam mı sorun ol-“


“Ya sen ne saçmalıyorsun?!”


“O zaman ne oldu Asuman?”


Sesimiz gitgide yükseldiği halde Asuman bir anda durgunlaştı. Sanki ayakları onu taşıyamaz oldu, hafifçe sendeledi. Gözleri hızlı hızlı kırpıştı, bu ağlayacağına işaretti. Tuhaf olan bu sefer içimde bir tarafların yumuşamamasıydı.


“Günlerdir uyuyamıyorum, düşünmeden duramıyorum. Seni sen olmaktan alıkoyuyormuşum gibi bir his içimde kök salıyor, durduramıyorum. Gerçekten bizim için mi istifa ettin? Sakın bana aşk için tarzı beylik cümleler kurma. Bu bizim değilmiş gibi hissediyorum.”


“Kimin için o zaman?”


“Bizim için olsaydı benden de bu işten çıkmamı istemezdin bence. Ben yaptım, sen de yapmalısın gibi bir zorunluluk. Gerçekten bizim içinse neden benden de bekliyorsun?”


“Hep aynısını yapıyorsun” dedim sinirle. “Ayağına gelmekti mesele, geldim. Sen neden fedakarlığı sadece benden bekliyorsun? Olmak istediğim kişi o değilmiş ki çekip gelmişim.”


“Olmak istediğin kişi tam olarak oymuş ki aklından çıktığı bir gün yok Adnan.”


“Aklımı okuman için dört yıldır birlikte olmamız yetersiz, hatta alakasız.”


Asuman o küçücük ellerini nazikçe yüzümde gezdirmeye başladı. “Gözaltındaki halkalar, damarlanmış gözler, tıraşını ihmal edişin ve devamlı sallanan ayaklar. Fedakarlık içten gelen bir dürtü. Seninkisiyse ona çok uzak.”


İçimden ellerini çekmesini diledim çünkü her şeye sinirlenen ben için yumuşamam, gönlümün alınması Asuman’ın minicik bir davranışına bağlıydı. Biz çok tartışırdık çok güldüğümüz gibi ama ben hep köşeme çekilip onun gönlümü almasını bekler, başının okşanılmasını bekleyen yavru bir köpek gibi Asuman’a bakardım. Ben üst düzey yöneticiliğimden istifa edeli ve Karadeniz’den Ege’ye taşınalı üç ay oluyordu. İnsan yüksekten gelince pek de kolay beğenemiyor. Asuman ise burada bir dergide editörlük yapıyordu. Küçük ama kendisi için kocaman olan işine aşık hayatında yaşayıp gidiyordu. Onun benim yaşadığım yerde iş bulması zordu ama Asuman da kolay biri sayılmazdı. Her ayın ikisinde Asuman’ın derginin yeni sayısını koklayışındaki mutluluktu beni buraya sürükleyen, her işimi bıraktıran. Şimdiyse kanıma dokunmuştu bu söyledikleri, nankörlük gibi gelmişti.


“Bu sen değilmişsin gibi…”


Öfkeyle banyoya girdim. Her şey bitmişti de şahsiyetime dil uzatması mı kalmıştı? İlk kez Asuman’ın hadsiz olduğunu düşündüm. Ben kapıyı kapatmadan kendini içeri attı.


“Derdin ne senin?” diye bağırdım. “Amacın ne senin söylesene!”


“Seni geri getirmek.”


“Bırak Allah aşkına, iş ise iş. Sen de biliyorsun ki benzerini orada da bulurduk. Sen kendi rahatından çıkamadığın için çatıp duruyorsun. Sen kimsin de…”


Söylediğimi fark etmemle durdum ama Asuman durmadı. Gideceğini anladığımda sol bileğini tuttum. Hiçbir şey demedi. Benim bildiğim Asuman çılgına döner, kaçar giderdi. Asuman buz gibi mermere oturmayı tercih etti.


Oturduk biz de. Popolarımıza değen mermerin soğuğu bir yaz gününe meydan okuyarak içimize işledi. Sessizce yorulduk orada öylece, alelade. Güneşli günlerden nefret ederdim, tek güneşim yanımdaki kadındı. Bir güneşli günde bizim hikayemize yağmur yağdı işte. Ben kendim harici fikirleri kolay kabullenemem, sindiremem. Doğrumdan başka doğrum yoktur ama o… Asuman kocaman bir ama benim hikayemde. Yarım bırakılmış cümleler, peşin verilmiş hükümlerin ardına konulmuş virgül, yalnızlığın soluk duvarına damlamış renk, ıssız geniş ormanları andıran omzumdaki öpücük, ciğerlerime hayat veren nefes. Şimdi ben, ben değilsem kimi sevecekti ki? Planlarımın tıkır tıkır işlemesine, beş adım öteyi görmeye o kadar alışkınım ki yönetemedim süreci, sinirimden eser kalmadı. Başım bir anda Asuman’ın göğsüne yaslanıverdi.


“Bana n'oldu Asuman?”


Saçımı okşamasını, her şeyi hallederiz demesini bekledim. Asuman put kesiliverdi. Soruyu bir daha tekrarladım. Bir daha, bir daha… Başımda dökülen ılık damlalar, inip kalkan göğüs kafesi beni son günlerdeki tartışmalarımıza, soğuk sevişmelerimize, Asuman işteyken yiye yiye dibini gördüğüm tırnaklarıma, kafama sertçe vuruşlarıma götürdü.


“Bize n'oldu Asuman?”


Bunu bekliyormuş gibi kafamı aldı, kendi yüzüne yaklaştırdı. Kahverengi seyrek kâkülünün bitimindeki uzun ıslak kirpiklerine, gök mavisi gözlerinde büyüyüp küçülen yorgun göz bebeklerine baktım. Bir süre öylece bakakaldık. Sonra da seviştik. Aylar sonra önceki ateşle, çılgınlarca, kana kana seviştik. Sanki eski biz gibiydik, 'sanki'si evrendeki hiçbir şeyin hiçbir zaman eskiyle aynı olamayacağından geliyor. Sanki o eski, canlı Asuman; ben de o eski, idealist ve sınırlarına bombalar döşenmemiş Adnan’dım.


Hepsinin bir yanılsama olduğunu buz gibi küvete yan yana oturup kapıya baktığımızda anladım. Yan yana farklı gözlerle ikimizin hikâyesini izledik. Aynı kitabı okuyup farklı cümlelere vurulmak, aynı şarkının farklı nakaratlarına saplanmak, aynı tablodan farklı anlamlar çıkarmak gibi zıtlıklarla bizi masaya yatırdık. O zamanlar kimsenin beni ben olduğum için seveceğine inanmadığımdan duygusal ilişkiler vebalı hastalıklarmış gibi uzak dururdum. Sevgisizlikle yaşanabileceğini düşünecek kadar inat, kendine bile tahammülsüz herifin tekiyken Asuman’ın aşkına yenik düştüm. Ona ihtiyacım vardı, zamanla azalır sandıkça her gün daha çok artan ve onu vazgeçilmez yapan bir ihtiyaç bu. Asuman’ın aşkı günden güne deli bir nehre dönüşürken onun suları benden uzak rota çizen bir menderes olmuştu. Sınır falan kalmamıştı; belki de açılmayan küflü, soğuk odalarım daima kilitli kalmalıydı. Evrendeki bir sürü olasılık gibi benim de delik deşik olan benliğimin uğradığı hezeyandan geriye milyonlarca belki kaldı.


Asuman bir ağustos sabahı o küvetten çıkarken tek diyebildiğim şey “Barbunya var, seversin” oldu.


Karnı tokmuş.


Bazen git demeden de git denebilirmiş ve asıl vedalar hoşça kal ile olmazmış.


Ama sen hoşça kal Asuman.

93 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör