• Bora Keskin

Gezgin Nimorod'un Hikayeleri - 1

“Değerli kardeşlerim, bunu yapmanıza izin veremem!” diye buyurdu Büyücü Nimorod, “Onları zapt etmek için yeterince hırpaladık, konuşmaları için daha fazlasını yapmak etik değil.”


Elinde kısa bir kılıcı olan Erech Gelion homurdandı, “İzin aldığımızı hatırlamıyorum Büyücü Efendi, bu zavallı adamlar eskiden düşmanın adamlarıydı, şimdi de bizim esirlerimiz oldular.”


“Bakın değerli kardeşlerim, insan Erech Gelion, -bende yeri ayrı olan- cüce Findell, elf Toverwell, buçukluk Terrik. Dinleyin beni.” Büyücü Nimorod asasını yere vurdu, asa yere çarptığında dikkatli dinlenmediği sürece işitilmeyecek bir ses çıkardı. “Biz burada bu zavallı tutsaklara bunları yaparsak, yarın onlar onlarcasıyla kendilerini bize karşı örgütleyecektir.”


Toverwell gözlerini kısarak büyücüye doğru baktı, “Ne dediğin hakkında bir şey anlamış değilim ancak bu -senin zavallı dediğin- tutsaklar arkadaşlarını çağırmış. Kuzeydoğudan ellerinde kılıçlarıyla bize doğru koşuyorlar.”


“Onlar, tutsakların arkadaşları değil Toverwell…” dedi Büyücü Nimorod içten bir sesle, “Gelenler az önce asamı yere vurarak mesaj yolladığım destek birliği.”


Cüce Findell söze atladı, “A-ama bu destek kimin için? Desteğe neden ihtiyacımız var ki?”


“Neden olacak? Bu büyücü bize ihanet etti, o destek bizi öldürmek için geliyor!” diye bağırdı Erech Gelion.


“Yanlış anladın değerli kardeşim ama önce karşıdan gelen haydutların icabına bakmalıyız.” Herkes güneydoğudan gelen silahlı haydutlara baktı. Kimi basit ama etkili ağır sopalarıyla, kimi ise palayı andıran eğimli kısa kılıçlarıyla tepeden aşağıya doğru iniyorlardı. Birbirlerine doğru koşan destek birliği ile haydutlar naralar atıp iki tepenin ortasındaki açıklıkta birbirlerine girdiler. Destek birliği çarpışmada biraz geriye düşse de Nimorod’un büyüleri ve diğerlerinin yürekliliğiyle çabucak üstesinden geldiler. Destek birliği meydanı temizledikten sonra geceyi geçirmek için kamp kurdular ve esirleri kurulan ateşin yanına taşıdılar.


Etrafındaki yerde yatan adamlara kısaca göz gezdirdikten sonra esirlerin lideri gibi gözüken adam iç geçirdi ve söze girdi, “Bizim için daha fazlasını göndermezler, tek kurtuluş şansımız da yok olduğuna göre-”


Cüce Findell dayanamayıp araya girdi, “Kurtuluş şansı mı, adamlarımızın yarısını alt ettiler ve kardeşim Erech’i yaraladılar. Ağzını açamayacak hale gelmek istemiyorsan sus.”


Tutsakların lideri gülümsedi, “Senin seçimin cüce, boyu kadar aklı olandan da konuşacak adamı susturması beklenir.” Findell oturduğu kütükten kalkmaya yeltense de Nimorod’un bakışlarını görünce homurdandı ve yerinde kaldı.


Nimorod asasını ayaklarının arasına yerleştirdi ve ellerini üstüne koydu, “Söyle aklındakileri, bizden çekinme çünkü bizden sana zarar gelmeyecek.”


Esir lideri boğazını temizledi, “Adım Tennum, Baron’un emirleri üzerine bu bölgedeki alacaklılarından haraç alıyorduk. Tabi tahmin edebileceğiniz gibi eskiden çok daha fazla kişiydik.”


O sırada destek birliğinin aşçısı ortadaki ateşte pişen yemekle uğraşıyordu, “Biz de, biz de öyleydik.”


Tennum aşçıya hak veren bir bakış attı ve konuşmaya devam etti, “Aldığımız ganimeti de Baron’un silahtarlarından biri gelene kadar saklıyorduk.”


Nimorod bir süre ellerini sakalında gezdirdi, “Peki nerede bu yer?”


Tennum ağzını açamadan yanındaki haydutlardan biri sözünü kesti, kekemeydi ve dedikleri zar zor anlaşılıyordu, “T-Tennum s-sen ne yapıyorsun, Baron h-hepimizi asacak, e-evet asacak!”


Tennum gözlerini devirdi, “Sence konuşmadığımızı mı sanıyor? Baron’un gözünde zaten ölü adamlarız, dua et de bu gerçek değişmesin.” Bakışlarını tekrar Nimorod’a çevirdi, “Bir mağara var, ormanın derinliklerinde. Buraya göre tam güneyde kalıyor. Çok da uzak değil, günün ilk ışıklarında yola çıkarsanız öğleden önce orada olursunuz. Görünce başka bir şey ile karıştırmanız mümkün değil.”


Nimorod asasının yardımıyla ayaklandı ve arkadaşları üzerinde göz gezdirdi, “Yarın Tennum’un bahsettiği mağaraya gidiyoruz, herkes çadırlarına gidip iyi bir uyku çeksin.”


Arkadaşlarının birer birer ayrıldığını gören Nimorod da çadırına gidecekken Tennum’un konuşmasıyla durdu, “Ganimeti Yaşlı Urug korur. Yıllardır mağaralarda, karanlık dehlizlerde tek görevi ganimetleri korumaktı. Koruduğu ganimete çatan haydutlardan bir daha haber alan olmamış, dikkatli olun.” Nimorod başıyla onaylayıp çadırına gitti.

*

Ertesi sabah günün ilk ışıklarında uyanıp kahvaltılarını ettiler ve yola çıktılar. Nimorod’un önderliğinde Güneye doğru yürüdüler ve ormanın içine girdiler. Tennum’un dediği gibi kendilerini öğleden önce mağaranın önünde bulmuşlardı. Mağara yavaşça akan, mütevazi boyutta bir şelalenin yanında yer alıyordu. Ön tarafında görmeye değer bir şey olmasa da içerisinden gelen ışık huzmelerinin meşalelerden geldiği kesindi. Mağaranın içine girdiklerinde meşalelerin sıklığı gittikçe azaldı ve en sonunda karanlık içerisinde ilerlemeye başladılar. El yordamıyla bir süre birbirlerine çarparak yürüdüler. Karşılarına iki insan uzunluğunda bir tümsek çıktı.


Nimorod arkasına döndü ve “Terrik, Toverwell, tırmanabilir misiniz?” diye sordu. Başlarıyla onaylayan Terrik ve Toverwell hafif bedenleriyle ve doğuştan gelen çeviklikleriyle hızla tırmandılar. Ayak sesleri buçukluk ve elf uzaklaştıkça duyulamaz hale geldi. Kısa süre sonra Terrik koşarak geri döndü ve tümsekten zıplayarak kendini yere attı. Kafasını tutmuş şekilde bir şeyler sayıklıyordu.


Nimorod, Terrik’i omzundan tutup kaldırdı, “Terrik, sana ne oldu?”


Findell baltasını kınından çıkardı, “ve Toverwell nerede?”


Terrik kafasını salladı, “Karanlıkta ilerliyorduk ve bir şey bize vurmaya başladı, Toverwell’e seslendim ama kaçarken yolunu kaybetmiş olmalı.” O sırada Toverwell de Terrik gibi tümsekten aşağı indi.


Kemerindeki iki hançeri çıkardı ve bağırdı, “Gel bakalım yaratık, yüreğin varsa gel de al beni!” Diğerleri de silahlarını çektiler ve sessizlik içinde olacakları beklediler. Sırayla herkesten patırtı ve inleme sesleri geliyordu. Nimorod asasını kaldırdı ve birkaç söz mırıldanıp asasının ucundaki soluk renkli taşın parlak, mavi bir ışıkla aydınlanmasını sağladı. Karanlıktan nasibini almış Terrik ve diğerleri ışığa doğru yaklaştılar ve Nimorod’un yanında yerlerini aldılar.


Nimorod arkadaşlarına baktı, “Yaşlı Urug, uyarısı bu olmalı.”


O sırada karanlığın içerisinden sakalları ağarmış bir adam çıktı. Gençliğinde uzun boylu olduğu belliydi ancak yaşlılık ve yanında getirdiği kamburluk adamı olduğundan kısa gösteriyordu.


Nimorod’a yaklaştı ve tahtadan kılıcını bileğinde çevirip kınına soktu, “Yaşlı Urug mu? Artık bana böyle mi diyorlar?”


Nimorod asasına yaslandı, “Bize isminin o olduğunu söylediler, arkadaşlarıma vurmanın sebebi nedir?”


Yaşlı Urug gülümsedi, “Arif gözüken biri için yersiz bir soru, Baron’un ganimetini koruyorum.”


Nimorod ellerini birbirine sürttü, “O zaman söylemeliyim ki artık bunu yapmana gerek yok, haydutlar uzun bir süre geri gelemeyecekler. İstediğin kadarını alıp özgürce gidebilirsin.”


Yaşlı Urug’un kaşları çatıldı, “Sence gözünü para bürümüş bir ahmak olsaydım şimdiye kadar ceplerimi doldurup gitmez miydim sanıyorsun?”


Findell sinirle baltasını havaya kaldırdı, “O zaman neden yapmadın?”


Yaşlı Urug’un yüzünü keder kapladı, “Tek isteğim öksüz torunumun acılarının dinmesi. Hastalığı onu yiyip bitiriyor ve ilacını ancak Baron’un hekiminden alabiliyorum. Yoksa kim karanlık dehlizlerde ömrünü tüketir ki?”


Terrik adamın hikayesini duyunca üzülmüştü, Nimorod’a döndü, “Nimorod, bir şeyler yapamaz mısın?”


Nimorod belindeki çantasından içi su dolu bir şişe çıkardı ve kapağını açtı. Mağaradaki taşların altında yetişen mantarlardan bir tane topladı ve çantasından çıkardığı başka bir bitkiyle şişenin içine koydu. Kapağını kapattıktan sonra birkaç büyülü söz mırıldandı. Nimorod sözleri söyledikçe şişenin içindekiler şekil değiştirdi ve yeşil bir renk aldı.


Nimorod gülümsemeyle şişeyi Urug’a uzattı, “Buyur Yaşlı Urug, torununun ömrü boyunca hasta olacağını sanmıyorum. Tadı kötüdür, hepsini içtiğinden emin ol.”


Yaşlı Urug şişeyi alıp inceledi ve bakışlarını Nimorod’a çevirdi, “Size nasıl güvenebilirim?”


Nimorod asasını kaldırıp yere vurdu ve Yaşlı Urug’un kılıcı kınından çıkıp Nimorod’un eline geldi, “Senin hekim bunları yapamaz sanırım, ne dersin?” Adam şaşkınlıkla Nimorod’a bakıyordu.


Urug başıyla onayladı, “Teşekkürler arif beyim, torunum size minnettar kalacak!” Nimorod ve diğerleri artık emekli olan yaşlı adamı mağaranın çıkışına kadar eşlik ettiler.


Adam görüşlerinden çıkacak kadar uzaklaşınca Nimorod arkadaşlarının önüne geçip bir süre uzaklara baktı ve onlara döndü, “Evet kardeşlerim, uhulet ve suhulet, yoksa etik olmazdı.” Elinde kalan tahta kılıcı belindeki kemere yerleştirdi. Ganimeti alıp Nimorod öncülüğünde mağaradan ayrıldılar.

47 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yürüyüş