• Berkay Çakıbey

Yazar Fatma Çetin Kabadayı ile Röportaj

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?


Öncelikle yeni siteniz hayırlı uğurlu, bol okurlu, uzun ömürlü olsun demek istiyorum. İsmim Fatma Çetin Kabadayı. Aslen Kayseri Yeşilhisarlıyım. İlk, orta ve lise eğitimimi Kayseri’de, Üniversite Eğitimimi Ankara Gazi Üniversitesi’nde tamamladım. Çeşitli şehirlerde, farklı kademelerde Çocuk Gelişimi ve Okul Öncesi alanında görev yaptım. 23 yıllık eğitimciyim. İki çocuk annesiyim. Hayatı seviyorum.


Ne için yazıyorsunuz?


Aslında herkesin içinde gizlenen bir özelliği, keşfedilmemiş bir yeteneği var. Kimi bunun farkında değil ya da imkanı yok bu cevheri sergilemeye. “Yazmasaydım kendimle baş edemezdim” diye hep söylerim. Yazmak benim vazgeçilmezim. Düşüncelerimi, kurgularımı, önerilerimi yazmak ve paylaşmak benim için yemek içmek uyumak gibi bir ihtiyaç. Ortaokulda başlayan okuma ve yazma sevdam bugüne dek süregeldi.


Hangi konularda ve ne tür yazılar yazıyorsunuz?


Bir eğitimci olarak önceliklerim daima çocuklar oldu. Dolayısıyla farklı yaş grubu çocuklarına kitaplar yazdım. Masallar, öyküler, drama oyunları, çocuk kitapları, çocuk oyunları gibi. Bunun dışında roman ve öykü kitaplarım var. Daha çok ilk gençlik ve polisiye romanları ağırlıklı. Kitaplarım dışında tiyatroya olan ilgimden dolayı bu alanda da eserler yazdım. Biri yetişkinlere beşi de çocuklara yönelik olmak üzere seyirciyle buluşturmak nasip olan altı tiyatro oyunu kaleme aldım. Bütün bunlar benim hayatım, yaşama bağlayan uğraşlarım. Bir eser bittiğinde yazdığınız karakterden ayrıldığınız için içinizi hüzün kaplasa da bitirmenin verdiği haz paha biçilemez.


Ne zamandır yazıyorsunuz?


Rahmetli dedemden öğrendiğim, duyduğum kadarıyla ortaokulda şiir yazmaya başlamıştım. O zamanlar şiirin kurallarını bilmiyordum elbette. Kulaktan dolma redif ve kafiye bilgileriyle, çocukça. Türkçe öğretmenim şiir defterimi görmüş, evine götürmüş her sayfasına yıldız atıp getirmişti. Amacının takdir ve teşvik olduğunu sonradan anladım tabi. Şimdi o şiirlere gülüyorum. Ardından Deneme türünde devam ettim. Belli bir süre sonra deneme sadece aralarda yazılan dinlendirici bir seçenek olarak kalmaya mahkum oluyor.


İlk kitabınızı yayımlamayı ne zaman ve nasıl düşündünüz? Bunu gerçekleştirmek sizin hayaliniz miydi?


İlk kitabım Kuklalar ve Kukla Oyunları idi. Öğretmenlik hayatımın ilk yıllarıydı ve yazıp sınıfımda uyguladığım kukla oyunları ve tasarladığım kuklaların fotoğraflarından oluşuyordu. Okul öncesi öğretmenleri için bir ilkti, güzel bir kaynaktı çünkü bundan yirmi iki yıl önce bu kadar çeşit de yoktu, sosyal medya imkanı da. Gündemi takip etmek yazarın avantajıdır.


Yazmayı düşündüğünüz kitaplar var mı? Anlatır mısınız?


Basım aşamasına gelen kitaplarım var. Heyecanla bekliyorum desem yalan olmaz. Bundan sonraki kitaplarım da Allah nasip ederse yine genç çocuk ve polisiye ağırlıklı olacak.


En sevdiğiniz kitabınız hangisidir?


Kitaplarımdan bazıları için pişmanlıklarım sadece editör hususunda. İnsan kendi yazdığı satırlarda hataları göremeyebilir ve editörler bunun için var. Her “editörüm” diyene güvenmemek gerektiğini çok geç öğrendim. Burada bilinen bir sözü bu alana çevirip “Editör kitabı rezil de eder vezir de…” demek istiyorum. Yeni baskılarda her ne kadar düzeltilme imkanı olsa da Türk Dil Kurumu’nun çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Bunun dışında bütün kitaplarımı çok seviyorum. En sevdiğim diye ayırt edemem çünkü hepsi belli bir amaç uğruna yazılan, emek sarf edilen eserler. Fakat basımdan geldiği gün elimde o kitapla uyuduğum hatta o gece uyuyamadığım doğrudur. O mutluluğun tarifi imkansız…


Yeni yazarlara tavsiyeleriniz nelerdir?


Farklı yazarları okusunlar. Her yazardan öğrenecekleri muhakkak vardır. Kendi üslupları oluşana kadar belli bir yol kat etmeleri gerekiyor. Bazı kitaplardan da sadece yapılmaması gerekenleri de öğrenebilirler. Tecrübeli yazarlardan kurgu ve yazım tavsiyeleri alabilirler. Tavsiye kitap okumak yerine ilgisini çekeni okumasını, düzenli bir yazma alışkanlığı edinmelerini salık verebilirim. Yazdıklarını bitirmeden kimseyle paylaşmasınlar. Her zaman söylerim; Kitap yazmak turşu kurmak gibidir. Önce malzemelerini toplayıp sonra içeriği birleştirmeli, demlenmesi için bir süre bekleyip sonra açmalı. Bekleme süresinin ardından tekrar gözden geçirilen bir eserde yazarın kendi hatalarını görme ihtimali oldukça yüksek. Sonrasını zaten son okumayı yapan görebilmeli. Bir kitabın sadece cümlelerden oluşmadığını bilerek girmeli bu yola. Sabırlı, kararlı ve hayal gücü yüksek olarak. Kurgu, karakterler, mizanpaj, kapak vs. Bir bütün olarak okura sunulmalı. Hiç bir kitap yazdım oldu tarzıyla oluşmaz. Zaten yazar kendini tekrarladığında, oldum dediğinde biter. Her kitap bir öncekinden daha iyi olmalıdır. Daima çalışmak, daima okumak… Bunlardan biri olmazsa yazar kalemini unutsun.



64 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör