• Zeynep Yaman

Dalgıcın Tüpü

Giysilerimi kuşandım ve ekipmanlarımı son kez kontrol ettim. Artık dalışa hazırım gibi görünüyor. Malta kıyılarındaki birkaç turist sorgulayıcı gözlerle bana bakıyor. Dalmak için en sessiz, sakin, köşedeki yeri seçmiştim oysaki. Ben de onlara iğrenerek baktıktan sonra dalmaya hazırlanıyorum. Belki bu benim son dalışımdır bilmem, yaklaşık on beş yıldır dalış yaptığım düşünülürse bu konuda iyiyim sanıyorum, ama ilk günkü heyecanımla dalıyorum yine.

Tüpten oksijeni çekiyor ve nefes veriyorum. Her nefes verişimde ağzımdan çıkan karbondioksit küre şeklini alıp yukarı doğru dalgalanarak ve ufalanarak süzülüyor. Baloncukları büyülenmiş şekilde izlerken artık gözden kaybolduklarının farkına varıp kendime geliyorum. Güneş ışınları buraya güçlükle ulaştığından sadece birkaç ince ışık huzmesi kiremit rengindeki mercanlara vuruyor. Soluk ışınlar mercanlara vurdukça aralardaki, gözleri karanlığa bir hayli alışmış olan balıklar hareketlenip ince kum tanelerini uyandırıyor. Kum kalktıkça aralara gizlenmiş birkaç eşya fark ediyorum. Belki duyarsız insanların suya attıkları buralara kadar ulaşmış, belki de batan gemilerdeki insanlardan kalmıştır o eşyalar. Tüm bunlar da benim gibi dünyanın karmaşasından ve insanların bencilliğinden bıkmış olsa gerekler ki burada balık pullarıyla bezenmiş kumdan bir yorgana sarılıp suyun sağır edici sesinde kafa dinliyorlar.

Su altı dünyasının tüm bu güzellikleri; becerikli bir ressam tarafından ölümsüzleştirilmek istenmişçesine, en ufak detaylar bile atlanmaksızın işlenmişti kayaların üzerine. Usta heykeltıraşlar tarafından özenle yontulmuş deniz kabukları ise okyanus ve denizlerin portresinin resmedildiği kayaların hemen üstlerinde sergilenmekteydi. Sonsuzluğa uzanan tuzlu suyun içinde bile göz alıcı pigmentlerinden ödün vermeden… Buranın; yüzeydeki turistlerin her geçen gün solan, “sanat eseri” dedikleri şeyleri izlemeye gittiği müzelerden çok daha iyi olduğunu söylemeliyim.


Tüpüme yapışan kaygan, yeşil yosunlardan kurtulmaya çalışırken oksijenin neredeyse bitmiş olduğunu fark ediyorum. Ne çabuk. “Sanırım kalan oksijen yüzeye çıkmama yetmeyecek” diye düşünürken tüpü doldurmayı unuttuğumu anımsıyorum. Buzdolabına not asmıştım oysaki. Sevgili balık dostlarımı son kez selamlıyorum. Nefesimin aniden kesilmesi ile paniklesem de yüzeye çıkmanın daha kötü bir fikir olması düşüncesi ile sakinliyor ve kendimi Malta sularının serinliğine bırakıyorum.

31 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Keder