• Gizem Genç

Basübadelmevt

Zemheri zamanın bir dolunay gecesiydi. Pencereden içeriye süzülen ışık gözlerine yansıyordu. Dolunayın bu parlaklığıyla savaşamayıp gözlerini hafifçe araladı. Odanın soğuğu, tüylerini diken diken yapmaya yetiyordu. Soğuktan sakınmak için yorganını üstüne çekmeye yeltendi. Elini boşluğa attı. Yatakta olmadığını anladı, bir sandalyede iki büklümdü. Hareket edemiyor, mıhlanmış gibi duruyordu. Nerede olduğunu anlayabilmek için etrafı iyice inceledi.

Yıkık dökük duvarların üstündeki küfler, garip insanlar yüzlerini anımsatıyordu. Rutubet genzini yakmıştı. Bomboş odanın ortasında sadece bir sandalye bulunuyordu. Demir parmaklı pencereden vuran ışık, odanın sadece belirli bir kısmını aydınlatmaya yetiyordu. Dolunayın ışığı odada uçuşan tüm toz parçacıklarını gözler önüne seriyordu. Odayı incelenmeye devam ederken bir anlığına durdu. Derin bir nefes aldı, içindeki tüm duygularla ve kafasındaki tüm soru işaretleriyle birlikte dışarı verdi. Kendini toparlamıştı ki aniden gelen bir sesle irkildi. Adeta bir objenin düşme sesiydi. Ne olduğuna anlam verememişken içinde oluşan tuhaf bir duyguyla bu odada yalnız olmadığını hissetti.


Başkasının olup olmadığını görebilmek için odanın aydınlanmayan diğer köşelerine baktı. Hisleri onu haklı çıkarmıştı. Evet… Birini görmüştü. Uzun boylu bir insan silueti. Siluet bir gözüküyor, bir gözükmüyordu. Afallamıştı. Sesini duyurmaya çalıştı. Ağzından kelimeler ardı ardına, anlamsız, çelimsiz bir sesle dökülüyor ancak kendi dediğini kafasının içinden duyuyordu.

Biraz zaman geçti. Karşındaki her kimse ona sesini duyurmaya çalışmaktan yorulmuş ve vazgeçmişti. Ona bakmamaya ve umursamamaya çalışıyordu. Elbette ki merakı onu yalnız bırakmayacaktı. Oturduğu yerde odanın sıcaklığına alışmıştı ve artık üşümüyordu. Gece yavaş yavaş çöküyordu. Bunu odanın penceresinden süzülen dolunay ışığının, odanın başka yerlerine ulaşmasıyla anlamıştı. Nihayetinde ışık, karanlığın diğer yüzünü de göstermişti. Tavanda asılı olan ipi gördü, gözleriyle takip etti. İpin diğer ucunu görene kadar nefesini tuttuğunun farkında değildi. Sonunu gördüğünde ise tuttuğu nefesi vermeyi de unutmuştu. Kitlendi. O gördüğü uzun boylu insan silueti bir adama aitti. Tavanda asılı olan bir adama… Kendisine…

Bedeni gördüğünde öyle bir vaveyla basmıştı ki mıhlandığı yerden sarsılmıştı. Ancak bu feryadı, tıpkı karşısındakine sesini çıkarmak istediğindeki gibiydi. Kimse tarafından duyulmuyor, içinde kendi çığlığını duyuyordu. O kadar güçlüydü ki basınç kulaklarını yırtarcasına zarar vermişti. Aynı frekansta ve tizlikte devam etseydi bir bardağı kolaylıkla çatlatabilirdi. Gözleri ferfecir olmuştu. Kaçıp kurtulmak istiyordu. Bedenini bulunduğu yerden kaldırmak için her defasında artan güçlerle denedi. Uyguladığı kuvvetin bin mislisini şamar yer gibi karşılığını alıyor, haliyle oturduğu yere geri dönüyordu. Uzunca bir süre kafasını kaldıramadı. Aslında duyduğu sesin bedenin düşme sesi olduğunu, bir görüp bir görmemesinin sebebinin ise vücudun sallanması olduğunu fark etti. Nihayetinde cesaretini topladı ve ölmüş bedenine baktı. Kendisine bakan bembeyaz gözlerle karşılaştı. Mosmor kesilmiş dudaklarla gülümsüyordu. Dehşet vericiydi. Kanı çekilmiş, büyük ihtimalle tansiyonu düşmüştü.

Yaşadıklarının kolay olmadığı aşikardı. Kısa bir süre içinde fark ettiği her şey bedenine ağır gelmişti. Bu sırada da tüm hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyordu. Gerçekten ölmüş müydü? Her zaman ölmeyi dileyen bu adam neden şimdi ölmekten, ölüden bu kadar korkmuştu? Öleceğinin hissikablevukuunu taşıyordu. O hissi benimsemişti. Hazır değildi. Çabaladığı her şey beyhude mi kalacaktı? Bütün sıkıntıları, dertleri ile namütenahi bir hayat geçirmeye mahkum kalacağını düşünürdü. Ne zorluklar çekmişti kendince.


Hiçbir zaman intiharı seçenek olarak görmüyor, korkuyordu. Ancak hayatı yaşamaya değer bulmuyordu. Ne için yaşıyordu ki? Tutunacağı bir amacı kalmamıştı, uzun bir süre önce. Tutunduğu tüm dalları tek tek kırmışlardı. Ona yapılanları bir türlü unutamıyordu. Zaten zihni kuvvetli olanın en büyük derdi de unutamamak değil midir? Bu da onu yorgun bir savaşçı yapıyordu. Mücadele etmekten yorulmuştu. Dinlenmek istiyordu. Vazgeçmeye hazırdı.

Dolunay kendini cüşura bıraktığı vakit, bitkin vücuduyla son kez gözlerini araladı. Bunca zaman verdiği savaş son bulmuştu. Aklı delilini kaybettiğini düşündü. Oda kendini cennet misal bir yere dönüştürmüştü. Kendiyle baş başa kaldığı bu zamandan beri içindeki her şeyi dışa vurmuştu. Aklındaki sorulara anlam kazandırmış, bulamadığı amacı bulmuş, hayatı yaşamaya değer bulduğuna inanmıştı. En başından beri karanlık, camları demir parmaklıklı olan o oda en karanlık düşünceleriydi. Asılı olan beden ise kendiyle yüzleşmeye korktuğu haliydi. Şimdi o demir parmaklıkları kırmış ve kirli düşüncelerinden arınmış bir şekilde basübadelmevt eylemişti. Karşısında ise ona capcanlı gözlerle, teşekkür eden kendisi bulunuyordu.

198 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör