• Porti

Beni Niye Terk Ettin Selma?

“Değişmiş miyim?”


Üç beş kilo vermişsin. Tırnak etlerinde yenmekten minik yaralar oluşmuş, ojesiz

gezmeyen uzun tırnaklarını küt kullanmaya başlamışsın. Hep fönlü olurdu saçların, şimdi dalgalı ve hafif kabarık. Sanırım saçlarına da bize yaptığını yapmışsın, kendi haline bırakmışsın ama sağlam bırakmışsın. Gülüşün, bir zamanlar rüyalarımı süsleyen gülüşün.


Artık o gülüşün ardındaki kahkahalarındaki ince ses kesikleşmiş, sanırım benden sonra sigarayı arttırmışsın. Hala ilk nefesi çekerken ön dişlerinin arasında hafifçe eziyorsun sigaranı, ilk dumanı içine çekmiyorsun. Bir zamanlar servet yatırdığın güneş lekelerin iyice artmış, sanırım ilk kırışıklıkların çıkmaya başlamış. Gözlerin, bir zamanlar ufacık bir bakışıyla felaketim olan gözlerin. Yağmur sonrası ıslak toprak kadar koyu, bakışların yağmuru bekleyen gökyüzü gibi buğulu. Hala dünyayı istemem yan cebime koyun dercesine umursamaz, kanayan yaralarınla dalga geçecek kadar korkusuz ama pervam yok doğan güneşe diyemeyecek kadar da korkak bakışlar gelmiş sana.


“Bilmem ben bir şey fark etmedim.”


Beklemiyordun bunu değil mi? Her katil cinayet yerine mutlaka uğrar derler. Seninki basit bir uğrama mı yoksa ağzıma yeterince sıçmadığını düşündüğünden mi geldin anlamadım. Yüzündeki gölgelenmeyi gördüm Selma, sakın o gülüşünle saklayacağını düşünme. Tanıyorum seni.


“Öyle mi?” dedi küstahça. “Neyse zaten bende de bir değişim yoktu.”


Hala kaybetmeyi kabullenemiyorsun. Boktan bir lafta bile üste çıkmaya çalışıyorsun. Bana bu küçük zaferi bile yaşatmadın Selma. Nefretim azaldı sanmıştım ama yanılmışım. Gerçi sana dair neyde yanılmadım ki?


“İşler güçler nasıl?”


“Yolunda.”


İstifa ettim. İki yılda kazandığım parayı burada, deniz kenarında yiyorum. İşim zaten bilgisayarla olduğundan evden yürütebileceğim, normal şartlarda donanımıma ve başarıma hakaret sayılacak fakat ortalama bir mühendisi mutlu edecek bir maaşla bir işe girdim. Bilmiyorum belki çoluk çocuk düşünseydim, birine muhteşem bir hayat sunmak isteseydim o işe devam ederdim ama hiçbir kaygım yok. İyi bir gelecek sunmak istediğim benden türemiş birey veya bireyler, dünyanın en mükemmel insanı hissettirmek istediğim bir hayat arkadaşım, hasta bakıcı tutacağım ebeveynlerim ya da bir gecelik para yedireceğim insanlar yok. Kendimi etkilemek için çaba harcadığım kimsem de yok. ***tiri çektim anlayacağın. Yolunda falan değil çünkü bir yol yok.


“Beni sormayacak mısın?”


“Sordum say.”


Yüzündeki gizlemeye çalıştığın bozulma uzun zaman sonra keyfimi yerine getirdi. Şimdi beni çatlatmak için ballandıra ballandıra anlatacak, ufacık bir kıskançlık belirtisi için istediğini alamadıkça kamçılanıp daha da detay vereceksin. Sevgiye açsın sen. Ruhun aç. Doymak nedir bilmezsin. Ne diplomat baban ne akademisyen soylu annen ne de o Fransız mürebbiyelerin başarabilmiş. Ben de başaramadım.


“Londra’dan yeni döndüm. Ekonomi yüksek lisansından sonra anladım ki annem gibi akademide kalmak beni tatmin etmeyecek, kendime İstanbul’da bir iş buldum. Ama aklım hala oradaki hayatımda… Eğlence, iş, arkadaşlık orası apayrı bir dünyaydı. Geleli yaklaşık bir ay oluyor fakat şimdiden çok özledim.”


“Gelmeseydin o zaman.”


Oyununu daha fazla sürdüremedi çünkü taşmaya hazır sabrı ve istediğini elde

edemeyen şımarık küçük kız tarafı gerçek hislerini ele vererek kaşlarını çattı. “Nasıl bu kadar rahat söylüyorsun?”


“Hala sana aşığım mı sanıyorsun?”


Afalladı. Anlaşılan o ki benim onu unuttuğumu sanarken asıl unutan taraf oydu çünkü bende lafımı esirgeme falan yoktu. Zafer falan istemiyordum. Kiraladığım evin dış kapısının basamaklarına oturmuş denizdeki dalgaları izleyip sigara içerken artık hiçbir zaferi istemediğimi fark ettim. Gecelerce beni uyutmayan, öldürecek sandığım kıvranışlara yol açan, bir bıçak darbesi almışım gibi nefesimi kesen ne varsa kusmak istiyordum.


Yutkunup yüzüme baktı. Gözlerindeki korkuyu, tereddüdü gördüm. O hala benim

sevgime muhtaçtı. “Ben… Ben hiçbir şey sanmıyorum ama böyle keskin olmanı da

beklemezdim.”


Sonlara doğru çatallanan sesi saçmaladığının ve asıl düşüncelerini

söylemediğinin temsili olduğundan üstüne gitmeyi kendime hak gördüm “Neden? Sen kimsin ki benim sivri dilimden muaf olasın?”

Bana diktiği gözlerini sandaletine giren kumlara dikip mırıldandı. Bir daha sordum.


İzmaritini kumlara gömdü. “Hiçbir şeyinim.”


“Yanılıyorsun.”


“Gözlerinde bir umut kırıntısıyla bembeyaz yüzünü bana çevirdi. Sonra bir yel

savurdu kızıl saçlarını bana. Çiçekli parfümü ciğerlerime doldu. Hiç bir insanın kokusu birinin ciğerini yakar mıydı? Benim yaktı. “Sen sadece kocaman bir yarasın, kayıpsın, zarar ziyansın. Daha da ötesi olmaz senden.”


“Anlamıyorsun. Gitmek zorundaydım.”


“Haklısın” dedim sigaramdan son nefesi alarak. Bunu beklemiyordu. “Bizden kaçmak için gitmek zorundaydın.”


“Gitmesem daha da kötü olacaktı. Birbirimizi tüketip duracaktık. Gözünde iğrenç biri olarak kalacaktım.”


“Şu an kaldığından kötü olamazdı herhalde.”


“Hiç mi iyi yanım kalmadı gözünde? Ben gördüğün kadar şerefsiz değilim. Onca anı, onca şey-“


“Hepsinin ağzına sıçtın Selma.”


“Bir biz vardı Haluk, ne kaldı bizden geriye?”


“Koca bir boşluk. Hiç olmamışız gibi…”


“Hala dinliyor musun birlikte hazırladığımız çalma listesini?”


“Öyle bir şey yapmış mıydık?”


“Hala içince mayışmaktan konuşmayı unutuyor musun?”


“Bilmem, yanımda biri olsaydı ona sorardım.”


Son kurşununu sıkan asker gibi son gücünü toparladı. Omuzlarını dikleştirip biraz daha yaklaştı, gözlerimi gözlerine dikti. “Beni öpmek de mi gelmiyor içinden?”

Biraz daha yaklaştım, hızlanan nefesini hissettim. Sonra kalbimi dinledim, tık tık tık tık tık tık tık. Yok, olmuyor. Bir yerler hala onun için atıyor ama bu nefret daha ağır basıyor.


“Hiç gelmiyor be Selma’m. Kalmamışsın burada daha fazla senden.”

Öfkeyle kalktı, istediğini alamamanın verdiği nefretle yüzüme baktı. Kesik kesik bir şeyler söyledi ama hiçbiri ağzından çıkamadı. Selma’nın öfkeli halindeki dili benden fenadır ama ne dese bana haksızlık olur diye ağzını açıp tek bir cümle kuramadı. Bu içimdeki sönmüş volkandan ince bir sızı yayılırmışçasına içimde gezindi. Buraya gelende kabahat tarzında bir şeyler geveleyip ayağını kumlara vura vura giderken o soruyu haykırdım.


“Beni niye terk ettin Selma?”


“Ben seni terk etmedim Haluk, ben senden kaçtım. Senden kaçtım çünkü senin sevgin ağır geldi bana, kaldıramadım. Senden kaçtım çünkü senin tabirinle o göt yok bende. Seni aşamıyorum, sana gelemiyorum, sensiz olamıyorum ama seni de bırakmayacağımın garantisi olamadığından bu yükle yaşıyorum.”


“Gelme bir daha. Sevmeye gücün yoksa gelme bir daha.”


Gelmedi. Güçsüz de olsa kendini biliyormuş, gelmeye bile yeltenmedi. Bekliyorum hala, bir gün belki güçlenir diye.

79 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör