• Porti

Ben Yeterince Güzel Miyim?

Oturduğunuz yere iyice yerleşin, kuvvetle muhtemel telefon ekranına bakmaktan uyuşmuş gözlerinizi ovuşturun ve bana odaklanın. Sizleri benim güzellik tarihime dair bir yolculuğa çıkaracağım. Kalıplaşmış ifadeler, toplumsal normlar, ön yargılar, kabullenilme isteği, pişmanlıklar ve gözyaşları hazırsa yolculuk başlasın!


Zihnimde canlanan ilk anı televizyonda gördüğüm peri masallarındaki prensesler oluyor. Uzun ince bacaklar, sapsarı saçlar, kalem gibi dudaklar ve renkli gözleriyle sevilmeye, kabul görmeye ve bir prens tarafından kabullenilmeye oldukça hazırlar. Oysaki kötü karakterler öyle mi? Hepsinin birleştikleri ortak noktalar var; kötü kalpli ve çirkin olmaları, beğenilmemeleri. Çirkinlik, nasıl bir çirkinlik? Yüzlerinde koyu et benler, şişman kollar, kalın bacaklar, tombul yanaklar ve küt saçlar. Şüphesiz kimse kimsenin kötü olduğunu ilk bakışta çözemez. Belki de bir prensesi diğer prensesten üstün kılan yalnızca daha güzel olmasıdır.

Altı yaşında baleye gidiyordum. Yıl sonu gösterimiz vardı. Her gün bacaklarım sızlayana kadar alıştırma yapar, herkesten çok çalışıp dört baş balerinden biri olmak için çırpınırdım. Tek istediğim daha büyük kanatlar takmak ve en önden beni izleyecek olan anne ve babamı gururlandırmak, gösteri sonrası onların yanaklarıma konduracakları öpücüğün ılıklığının verdiği tatlı huzuru yaşamaktı. Derken beklenen gün gelmişti, baş balerinler belirlenmişti. Ben seçilmemiştim. Ders bitimi herkes dağıldığında nedenini hocamıza sorduğumda hala bir bumerang gibi zihnimde dönen cevabı almıştım: Baş balerinler ilgi çekici, heybetli olmalı. Sen yeterince uzun değilsin.

Gittiğim her düğünde, haberi çıkan her ünlü çiftte, ilerleyen yaşlarımda çevremdeki her birliktelikte yaş, mevki, iş, ortak zevkler aranmaksızın aranan tek bir şey vardı: O kız ya da o oğlan o kızla uyuyor mu? Hangisi daha güzel? Çünkü dış aldatıcıydı, dışı yorumlamak kolaydı. Güzel olmak avantajlı olmaktı ama neydi bu güzel?

Ortaokulda anlamıştım ki güzellik uzun ince olmaktı. Lisedeyse kıvrımlı hatlar, kadınsı bir kalça, dolgun dudaklardı. Güzellik devamlı değişiyordu ve ben de diğer birçok kişi gibi pozitif ayrımcılığa uğramak istiyordum. Eşitlik, hak, adalet ararken bir yandan da kabullenilmek istiyordum. Sonuçta beni tanımayan birine benden bahsedilirken güzel kız denmesi çok havalı bir olaydı. Tam bu algıyı yakaladım derken zayıflık yeniden patlak verdi ve mis gibi bir travma da diğerlerinin yanında yerini aldı: zayıflamak.


Lise ikiydim. Çevremdeki bütün kızlar "Victoria’s Secret" mankenleriyle kafayı bozmuş, çoğunluk deliler gibi kilo verme derdindeydi. O zamanlar fotoğraflarla oynamadan habersiz olan biz yemekhanede çorba ve sebze harici bir şeye yeltenmez, guruldayan karınlarımızı salatalık, havuç gibi sebzelerle bastırırdık. Ben peçete yediğimi bile hatırlıyorum. Sekiz kilometre uzaklıktaki evime yürüyerek gidip geldiğim, en az kırk beş dakikalık bir kardiyo yaptığım ve günü ıspanaklı bir yumurtayla bitirdiğim günlerim hala aklımdadır. Her gün tartılır, hafta bitimi kaçamak yapanları aramızda tespit edip psikolojik baskıyla cezalandırır, aklımızca ona iyilik yapardık. Ne için? Güzel olmak için. Neden güzel olmalıyız? Çünkü güzellik güçtür. Peki ben yeterince güzel miyim?


Açlıktan zayıf düşen bünyem ve yalvaran iradem sonucu mutfağa girip yiyeceklere saldırdığım ve sonrasında duyduğum müthiş vicdan azabıyla kendimi bir çöp gibi hissettiğim günlerim azımsanamayacak kadar çok. Kusma girişimleri, su içmenin bir süre sonra gelen boşluk hissi, tartı başındaki gerginliğim bir gece acile gitmemizle son buldu. Midem ona yaptığım işkence sonucu tahrip olmuştu. Ara ara nükseden bir rahatsızlıkla hala bana o günlerden selam çakar. Ayna karşısında geçen ben güzel miyim sorgulamalarım, çevreme benden başkasıymışım gibi bakışım sonucu bazı şeyleri fark ettim.


Güzellik, İbn’i Haldun’un devleti canlı bir organizmaya benzetmesi gibi bir şeydi aslında. Bizimle birlikte doğmuş, büyümekte ve devamlı gelişen, değişen, ayak uydurulması güç bir mükemmeliyet. Herkesin güzel dediğine bakmadan kendi güzellerimi düşündüm. Mesela en yakın arkadaşlarım aşırı güzeldi, gülüşleri çok güzeldi. İnci gibi dişleri, şekilli dudakları mı vardı? Hepsinin yoktu. Sanki herkesin güzelinden öte kendi güzelimi düşündükçe güzelliğe yaklaşıyordum. O zaman en yakın arkadaşlarımdan birinin yanağında feci kafasına taktığı sivilceleri vardı ama benim için onun tombik yanaklarını öpmek daima harikaydı. Ama bunu söylemek yerine ona iyi bir cilt doktoru araştırmalıydık. Neden? Çünkü herkesin güzeline aykırıydı.

Bu mereti kim ortaya attı bilinmez fakat bizim de onu beslediğimiz ve büyüttüğümüz aşikardı. Bir şeyden hoşnut değildik fakat inatla onu büyütüyorduk. Sahte bir gerçeklikte var olan kusursuz ölçülere sıkışıp can çekişiyorduk. Sonrasında birileri geliyor ve kendini sev! diyordu. Kendimi herkesleşen bir kavrama sıkıştırmak uğruna kesip biçerek, bir kaba sığdırır gibi beni ben yapan parçaları paçavra gibi fırlatarak nasıl sevebilirdim? Kendi sesimi kaybetmişken, kalabalıkta bir uğultu olmaktan öteye geçemezken nasıl göğsümü gererek varlığımı kucaklayabilirdim? Neden bizim güzelliğimiz prenslerin, beğendiğimiz kişilerin en genel tabiriyle başkalarının kabulüne dayanan bir algıydı? Bu böyle olmamalıydı. Kendi gözlerimizle bakmak, kim ne düşünüyor demeden hissetmek gerekiyordu. Kusurlar daha insansı, daha candan, daha yumuşaktı yani daha Ben’di.


Size söylemek istediğim fazla kiloları, sivilceleri veyahut genelin beğenmediği her şeyi güzellemek değil. İnsanın ölçütü bu konuda insan. Güç olan kendini sevebilmek, beğenmediklerine inat iki omzundan öpüp değerinin çok derinlerde bir yerlerde kendi kendine görülmeye ihtiyacı olduğunu anlatabilmek. Ben Porti. Kabullenebildiği çirkinliklerinde başlayan güzelliğiyle dünyanın bir yerinde sevdiği insanları tanrıça kabul eden, insanların olmak istedikleri kişilikleriyle kendilerini pazarladıkları bir dünyada nefes almaya çalışan bir kız. Amacım yalnızca bu soyut kavramda sıkışan tek kişinin siz olmadığını, kendi güzelinizi görmeniz gerektiğini söylemek. Bana yetecek kadar güzel ve daima değişecek kadar çirkinim. Peki sen? Sen gerçekten güzel misin?

38 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör